11 Mart 2013 Pazartesi

arkadaşlık uzun yolculuk -2-


Bahçe yolunu geçip eve girdiklerinde Mehpare’nin hissetiği ilk şey nefesinin zorlanmasına neden olan rutubet ve eski eşya kokusu oldu. Bunun gibi eski evlerde pencereler dar, duvarlar kalındır. Dolayısıyla dışarıda günlük güneşlik bir hava varken evin içi her daim ufak bir rahatsızlık verecek derecede serindir. “Çocuğun sürekli hasta olmasına şaşmamalı.” Esasında Mehpare bu konuyu defalarca gündeme getirmişti. Böylesine eski ve kasvetli bir evin hastalıklı bir çocuğun sağlığına daha da kötü etki edeceğini defalarca anlatmıştı, ancak pek dikkate alınmamıştı. Şimdi aynı konuyu tekrar açmayı canı hiç istemiyordu. Hikmet Hanım’ın itirazlarına kulak asmayıp Ahmet’in odasının da olduğu 2.kat merdivenlerine yöneldi. Bacaklarına göre fazla geniş olan merdiven aralıkları çıkışı biraz zorlaştırdı. Merdivenlerin başına vardığında nefesini dinlendirdi ve sol tarafında uzanan koridorda yürümeye başladı. Koridorun sonuna gelince kapıyı hafifçe iki kez tıklattı, içeriden ses gelmeyince hafifçe aralayıp kafasını içeri uzattı. Ahmet normal boyutlarda üç insanın rahatlıkla sığabileceği büyüklükte bir yatağın üstünde uzanıyordu. Etrafı sayısız yastıklar ve işlemeli örtülerle kaplanmıştı. Aslında bu oda bir çocuğa uygun şekilde döşenmemişti. Yatağın malzemesi nakışvari işlemelerle süslü, dün cilalanmışçasına parlak görünen büyük çalışma masasınınki gibi tik ağacıydı. Ahmet bu ağır mobilyaların arasında bir karikatür gibi görünüyordu. Gözleri kapalı, kesik nefesler alarak huzursuz bir uyku uyuyordu.

Mehpare ile Ahmet’in tanışması enteresan olmuştu. Yaklaşık 1 yıl kadar önce sıcak bir Temmuz gecesiydi. Gökyüzü bulutsuz ve yıldızlıydı. Şehirden ve yapay ışıklandırmalardan uzak bir sahil kasabasında yaşamanın güzel yanı budur. Yıldızlar sanki siyah bir tepsiye yayılmış pirinç taneleri kadar çok ve belirgindir. Mehpare böyle gecelerde kendini hem mutlu hem kaybolmuş hisseder. İşte yine böyle bir gecede evdeki sıcaklığın dayanılmaz hale gelmesidir onu dışarı çıkartan.

Sakin bir meltemi hayalleyerek deniz kıyısına kadar indi Mehpare. Gecenin ilerleyen saatleri olmasına rağmen sahilde insanlar vardı. Hatta bir de çekirdekçi. Küçük bir paket çekirdek aldı ve tembel bir ritim tutturarak yürümeye başladı. Sahil şeridinin sonuna varmış bu esnada çekirdeklerini bitirmiş dönüş yoluna geçmişti ki, bembeyaz saçlarını sıkıca toplamış yaşlı fakat dinç bir kadının ittiği tekerlekli sandalyede oturarak mahzun bir şekilde denizi seyreden çocuk dikkatini çekti. Kumral başı yana doğru düşmüştü, elleri kucağında sanki öylece bırakılıvermiş gibi hareketsiz duruyordu. Hayatın yükünü omuzlarında taşırmış gibi bir hali vardı. Bir an başını çevirmesiyle Mehpare’yi gördü, göz göze geldiler. Gecenin loş ışığında bir ucube gibi göründüğünden emin olan Mehpare çocuğu korkutmamak için bakışlarını çekti. Ancak çocuk yanındaki kadına bir şeyler söyledikten sonra kadın tekerlekli sandalyeyi Mehpare’ye doğru itmeye başladı. İçinde merak ve heyecan gibisinden bir his doğdu Mehpare’nin. Onun için mi geliyorlardı?

Aradaki mesafe giderek azaldı ve sonunda ikili genç kadının yanında durdu. Yaşlı kadın Mehpare’ye yukarıdan bakarak çocuğa “Geldik yavrum. Söyle bakalım ne söyleyeceksen” dedi. Ahmet öne doğru meylederek küçük başını Mehpare’ye doğru uzattı ve neredeyse fısıltıyla “Sizinle arkkk… arkkk…. arkkkadaş o-oo.. olabi.. olabilir mmm.. miyiz?”

Devam edecek…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder