Fakat bazen de o beni koşturdu peşinden. Şöyle bir baktığımda: onun götürdüğü yere gittiğim zamanlar, kafamın
en rahat olduğu zamanlar. Onun götürdüğü yere gittiğim zamanlar gençlik yıllarım,
sorumluluklar çocukluktan hallice, öyle ki onun götürdüğü yere gidecek bol
vaktim var, bekleyenim yok. Acelemin olmadığı, kafamın dolu, etrafımın boş
olduğu zamanlar. Çünkü benim ayaklarım beni çok iyi tanır ve beni hep tenha
yerlere götürür.
Onlar yine sabırsızlıklarımda, çok sıkılmışlıklarım,
afakanlar basmışlıklarımda yerinde duramayan ayaklarım. Titredikleri bu
zamanlarda yanımda oturanlar tarafından sayesinde çok azar yemişliğim olan,
isyan bayraklarını açmış ayaklarım. Özellikle bazı derslerde beni dinlemeyip
koşup kapıdan çıkmalarından korktuğum ayaklarım.
Üşüyen ayaklarım. Vücudumdaki sıcak kanı bazı zamanlar kabul
etmediğini, soğukkanlı bir canlı olarak hayatını idame ettirmek istediğini
düşündüğüm, kendilerini ısıtmak için yapmadığımı bırakmadığım ayaklarım. Hatta
şu satırları yazdığım sıralarda da bana soğuk bakışlar fırlatan, ama sıpaları çok
da güzel bulduğum can ayaklarım.
O, sayesinde kmlerce yürüdüğüm, boyumu aşan konulara
uzandığım, dans ettiğim, bisiklete bindiğim, istediğim zaman kimselerden bir
şey istemek zorunda kalmadan dışarı çıktığım,keyfimce gezdiğim, hali hazırda 5
kat merdiveni olan evime biraz isyan ettirsem de sayesinde çıkıp indiğim ve bu
yazı sonunda da onları bana hastalıksız, eksiksiz verdiği için Allah’ a ne
kadar şükretsem yeterli olmayacağını anladığım, bu upuzun cümlenin başkahramanı
olan ayaklarım… İyi ki varsınız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder